Sosyal Medya Düzenlemesinde Almanya Modeli Mi Geliyor?
Eski düzenlemenin üzerinden daha bir yıl geçmişken sosyal medyaya yönelik yeni bir düzenleme yapılmasını son derece yanlış buluyorum. Deniyor ki, bu düzenlemenin aynısı Almanya’da da var. Gelin bakalım Almanya modeli neymiş ve Türkiye’deki düzenleme fikri ve şartlar Almanya’ya ne kadar benziyor.
Sosyal medya düzenlemeleri yeniden gündemde. Bir an zaten bu konuyu yeni konuşmamış mıydık diye düşündüyseniz, haklısınız. Daha Temmuz 2020’de sosyal medya platformlarına temsilci atama zorunluluğu getiren ve içerik kaldırma isteklerinin uygulanmasını net sürelere bağlayan bir kanuni düzenleme yapılmıştı.
Yeni sosyal medya düzenlemesinin yalan haberin önlenmesiyle ilgili olacağı söyleniyor. Bu köşeyi takip eden okuyucularımız bilir, Facebook gibi sosyal medya şirketlerinin kışkırtıcı, azdırıcı ve kutuplaştırıcı içerikleri öne çıkaran yapay zekalarının dünyayı eskisinden kötü bir yer yaptığına inanıyorum. Bu gidişe bir dur denmesi gerektiğini ve ulus devletlerin bu konuda egemenlik hakkı olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen, eski düzenlemenin üzerinden daha bir yıl geçmişken sosyal medyaya yönelik yeni bir düzenleme yapılmasını son derece yanlış buluyorum. Deniyor ki, bu düzenlemenin aynısı Almanya’da da var. Gelin bakalım Almanya modeli neymiş ve Türkiye’deki düzenleme fikri ve şartlar Almanya’ya ne kadar benziyor.
Almanya’da 2017’de hazırlanan NetDZG kanunu, sakıncalı görülen bazı kategorilerdeki içeriklerin ilgili sosyal medya platformuna bildirilmesinden itibaren 24 saat içinde kaldırılmasını ve bunu sağlamak için sosyal medya platformlarının Almanya’da temsilcilik açmasını öngörüyor. Bu düzenlemelerin aynısı bize de zaten geçen sene gelmişti. Geçen ayki yazımda Norveç’te Instagram’da filtreli ya da estetik ameliyatlı fotoğraflarda bunun belirtilmesinin zorunlu tutulduğundan bahsetmiştim. Hangi görüntüde filtre veya estetik ameliyat olduğunu objektif şekilde belirlemek mümkün. Hangi görüntünün çocuk pornosu olduğunu objektif şekilde belirlemek mümkün. Bu konuları derinlemesine tartışmaya gerek de yok. ABD Yüksek Mahkeme yargıcı Potter Stewart 1964’teki bir kararında “pornonun ne olduğunu tartışmamıza gerek yok, ben görünce anlarım” demişti.
Peki aynı şeyi yalan haber için de söylemek mümkün mü? Neyin yalan neyin gerçek olduğuna dair toplum olarak üzerinde mutabakata vardığımız bir tanım olsa, Twitter’dan en çok içerik kaldırma talebi olan ülkeler liginde her sene ya birinci ya ikinci olmazdık. Bölünmüş, kutuplaşmış toplumlarda herkes kendi yalanı ve gerçekliği içinde yaşıyor. Bu gerçekliklerin birbirinden nasıl kopuk olduğunu geçen hafta orman yangınları sırasında yakından gördük. Peki yalan haberin önlenmesine dair düzenleme toplumun üzerinde anlaşamadığı bir tanımı nasıl yapacak? Bu tanım bir sulh ceza hakimine bırakılabilir mi? Böyle bir belirsizlik ortamı zaten amacı en az dertle para kazanmak olan Facebook gibi platformları kamudan talep gelmeden içerikleri önden sansürlemeye itmez mi? Modelini benimseyeceğimizi iddia ettiğimiz Almanya başbakanı Merkel, Facebook’un Trump’ın hesabını kendi iradesiyle kapatmasına herkesten önce tepki göstermişti.