Geleceğin Yükseköğrenim Kurumlarını Ne Tür Zorluklar Bekliyor?
Üretimi ve ekonomik büyümeyi, araştırmayı ve insan sermayesini girdi olarak kullanan inovasyon tetiklemektedir. Bu girdilere en büyük desteği ise yükseköğrenim kurumları sağlamaktadır. Yükseköğrenim kurumları, ayrıca sosyal, kültürel ve çevresel gelişime katkısı ile sosyal bağdaştırıcı bir rol de oynamaktadır.
Modern ekonomilerin ihtiyaç duyduğu spesifik disiplinlerde teknik ve profesyonel yetkinliklere, bilgi işleme, duygusal zekâ ve iletişim becerilerilerine sahip insan sermayesinin gelişimine olanak sağlayan yüksek öğrenim kurumları, günümüzün iş gücü piyasasına aktif katılım gösteren bireyler yetiştirmektedir. Doktora seviyesine kadar verilen eğitimler ile belirli alanlarda özel teknik bilgi ve yetkinliğe sahip bireyler yetiştiren yüksek öğrenim kurumları aynı zamanda araştırma ve geliştirme çalışmalarına ev sahipliği yapmaktadır.
Sanayi ve akademinin iş birliği ile toplumun güncel sorunlarına çözüm üretmek mümkündür. Toplum ihtiyaçlarına ve ekonomiye hizmet edecek inovasyon bu iş birliklerinden doğar. Yükseköğrenim kurumları yalnızca ürün ve hizmet alanında inovasyona kapı aralamaz; aynı zamanda çevre sorunları, iklim değişikliği, yaşlanma, salgın, sürdürülebilirlik gibi büyük sosyal zorluklara da yenilikçi çözümlere ev sahipliği yapar. Böylelikle sosyal olgulara da çözüm arayan bir oyuncu olarak topluma destekte bulunur.
OECD’nin yayımladığı Benchmarking Higher Education System Performance raporuna göre 2030 yılında OECD ve G20 ülkelerinde yüksek öğrenim kurumlarında eğitim görmüş 25-34 yaş aralığında genç nüfusun 300 milyonu aşacağı tahmin edilmektedir. Artan yükseköğrenim talebi ile birlikte eğitimde kalite standartlarının korunması, artan maliyetler, erişimin kolaylığı gibi farklı zorluklar da gündemdeki yerini koruyacaktır.
Eğitimli Nüfus Artıyor Peki Yetkinlikler?
OECD genelinde 25-34 yaş aralığında üniversite eğitimine hak kazanan kitle yalnızca orta öğrenim mezunu olan kitleyi geçmiştir. Aynı yaş aralığındaki tüm nüfus göz önüne alındığında ise bu oran %44,5’e dayanmıştır. Ülkemiz için bu değer %31,6 seviyesindedir.
Kaynak: OECD
Kaynak: OECD